Salı, Mayıs 20

Nudo Es.


onlar için anlar vardır. bir köşebaşı oturağında, apartman dairesinde, sokakta, kaldırımda, karşıdan geçen varlığın duruşunda, otobüste ayakta şarkı dinlemekte... mutluluk hissederler. bazen bütün günü idare edebilir bunlar. sonra yine siyah bulutların kapladığı gökyüzü ve her adımda düşen ard. oysa ne de mutluydu her geçtiğinde o sokaktan eflatun renkli eflatunla bezenmiş bahçeli evin ön kaldırımlarından yürüdüğünde. dut ağacı olan bahçe, sessizlik, koca cadde, kaldırımlar, sokak lambaları, şirin evler, hanımeli kokusu, az. ne de hoştu. otobüs durağı koymak nedendi? o sokaktan otobüs geçmemeliydi, geçmese olmayacak mıydı? o gürültüyü duymak istemiyor. hayır! bu olmamalıydı.
onlardan biriydi, bu önemsiz anımsanan değişkenler onun için de mutluluktu, bazen. bulutlar o caddeyi de kapladı, hayır, bunu sadece içinde yaşıyordu, kimse bilmeyecek, bilemez de. ufacık nişasta tomurcuğundan koskoca bulutlarla şato yapacak, sonra da düşler ülkesine gidecek. enfesti. nişasta tomurcuğuna ne oluyor? koskaca bulutlarla yapılmış şato bir el silkmesiyle balkondan aşağı düşüyor, dağılıyor. balkondu, ve sadece muhallebi için hazırlık vardı. ne düştü ama!
yaşam tekdüzeydi. arayüzü de olmadı, diğerlerine hiç benzemedi. maskeli balo klişesi doğruydu; o hiç baloda olmadı, arayüzü yoktu. saçmaydı, dünya balodaydı ya o? o da, evet, o da oradaydı. bilmiyordu. hissetmiyordu. hiç olmamış gibi, yaşanmamış gibi, elleri kayboluyordu önce, yüzü yok, sesi de. bedeni saydam çizgilerden. tamamdı!istediği olmuştu; hiçti. asılları da görüyordu artık(içler; sahteler düştü). diğer; saygın, duruşuyla çevresini etkileyen varlık, şimdi kırkbeş derece eğik beden ve suratı tanınmayacak kadar siyah. "içiniz ne fena efendim." yok, hayır, yine... soğuk düş! titreme ve düşüş. zamanı kim yenebilirdi ki? bu imkânsız değildi, zordu.
yağmuru seviyordu, damla damla görünen, onda oluk oluktu, sırıksıklam beden değil, yaşlı içi onu hasta ediyordu. birden koşmaya başladı; bunu hiç bekliyordum. ne yapacağından emindi, sanki. algılayamamıştım onu. kulağında o tını! nasılda kaçırdım! şimdi durdurabilirim onu. durdurdum, güneşin yoluna düşmek istiyordu kolları iki yana açılmış. bu onun sonu olabilirdi.
içinde hep hiçbir şeyi onun da seveceği ışığı vardı. bir evre o da sevecekti dünyayı. yine de farkında olduğunu düşürmüyordu fikrinden; bir evre hiç olmayacaktı.
zaman kıvrıldıkça kıvrılıyor, o, kıvrımında kalıyordu.
düşecekti, bu kesindi, hep.


sırf bunun için paylaşmak istemiyorum, zamanın soluksuzluğunu yaşıyorum, ne söyledikleri umurumda değil, susuyorum, dinlemiyorum.
-geçecek.
bu hastalık değil, evre de, düşünce de, düş de. pekâlâ, nasıl geçecek?
biri bana anlatmasın. :nudo

8 yorum:

solar dedi ki...

susma nudo, dinle:)

Zifirî dedi ki...

nudo... ona bunu hissettiremedim. (:

bilge dedi ki...

izdüşümünün düşünü bile göremedim, fakat aslında parlaklığından gözlerimi karartıyordu.
güveneyim.ama, yapamam, gerçekten..

Zifirî dedi ki...

hiçse, iz düşümü benim.
nudo çok fena.

μเгας dedi ki...

Sanki bu aralar zamandan arda kalan anlar hiçsizliğe sarılı.Renk,koku,tat..yok sanki hiçbirşey.
Ki birde yarının derdi kendine yeterken,anlarla avunmamız gereken bugünler var..

dide dedi ki...

herşey geçsin.hepsi bitsin.

aslında.. dedi ki...

zamanın soluksulugunu yaşamak..
bunu sevdim..

Zifirî dedi ki...

dide,
hiçbir şey geçsin, her şey olmalı.

aslında..,
sevdin fakat ne zor bir bilsen...