Çarşamba, Nisan 30

hiçten yere

içim kapalı beklerim
çok vurgun, hüzün zaman
oluk oluk yaşlarım düşer
buharlaşır hiç durduğumda.
beklemeksiz kaybolurum
ardıma bakmadan neden?
iç ışığım yanar
o da kaybolur düş düşünce.
melekelerim kırılır toplarım
yorgun gecelerin sabahlarında
ve dalgalarında içdenizin
gel-gitlerim yaşlı hallerimi.

Perşembe, Nisan 24

ardım yok benim, ötem de

kocaman düşlerden düşmek... yaşamım replik aldığı düşlerin düşünceye düşmemesiyle düşüyor, sanırım. hüzün tınılarken, sabahın buğusunda, hiçken, anlamsızken, parmaklarımı iteliyorum. hiçbir şeyin farkındayım, her şeyin de. bu, biliyorum fakat birkaç eksik, evet, ne bilmiyorum, fakat eksik. hiçbir şeyin farkında olmak istemezdim, diğerleri gibi, herkes gibi. gökkubbeye baktığımda, denizde, ayda, yıldızlarda, kuyruklarında, yağmurda... sair çok şey hissediyorum, bu hoş. fakat düşmek değil! ellerim bağlı sesim yok'ken, nereye düştüğümü bilmiyorken, hiçken zaman, buğuyken yaşam... değil... hoş değil. belki de, hiç... gerçek ve istemiyorum, anlamsız ve anlatmaksız değil anlayamamalı, anlatamamalı. koşarken tınıyla eş duygulu aslında içimden dayanaklı koşuyorum, evet, bu sanırım. yaşamayı öldürüyorum. ardım yok benim. ileri yok, yok! oluşturmak? belki. taşlar var, tretuvar taşları ya da deniz kıyısı kayaları değil, beş taş kıvamlı da. adımlarda geride kalan, soğuk, sıcak, saydam, küçük. ardımda kalıyor her adımda, ileri yok! ileride yok. alıp ileriye koymak, evet, pekâlâ bu olabilir fakat düşüyorlar, ardım yok benim. kanım çekiliyor nereye bilmiyorum, gel-git değil bu. çekiliyor. kim zamanı biliyor? bilmiyorum, hoş, bilse de kim, bunu saklayacaktır.
kıvrılan zamanın, kıvrılmış tarafında kalıp, zamanı bilmemek/bilememek. hiç bilmemek/bilememek. susmak bildiğine. ne fena.

"yine de,
yağmur ıslatıyorsa, koşabiliyorsam ip üzerinde, yıldız kaydırabiliyorsam...
düşse...
her şeye geç değil..."
düşlüyorum. bunu zaman göstermeyecek.

Pazar, Nisan 20

derinsual




çiziktiren: masuda.
düzenleyen: zifirî.

natal gibi

Cuma, Nisan 18

sırf dayanaklar için, bazen / bulut


timsah, su aygırı, yunus, ayı, ejderha...
o kadar yakınlar ki, sıkacağım el el, nişasta kıvamında. nefes alıp içime dolduracağım, koşacağım; soluksuz, nefes almaksız, içte, koşacağım.
bahar, polen yerine nişasta tomurcukları, dudaklarımla ve ellerimle ve ayaklarımla... o müthiş his ve ses.
dağılıyorlar; su aygırı, ayı, karnıbahar, toad oluyor. hoşlar, çok. sarılmak istiyorlar onlar da, biliyorum, fakat yapamıyorlar.
dağılıyorlar, maviliğe karışıp.

"-ne istersen onu görürsün.
-yok, öylelerdi.
-ya bırak şimdi, nasıl baktığına bağlı.
-timsahın sadece kuyruğuydu.
-dinozor bile görebilirsin.
-ejderha da vardı zaten.
-deli ya."

galatadayım, topkapı sarayı bir adım, ikinci adım ayasofya ve sultanahmetteyim. bir sıçramayla balonun halatını koparıp -yapamadılar ya- bulutlarla sarılmak...
enfes olurdu.

Pazartesi, Nisan 14

birkaç gün önce, gün önce


masuda bir akşama doğruda geldi, çağırdım, hoş geldi. yaşamdan, tınılardan, düşlerden, düşüncelerden, vsden vsden söyleştik... çok zaman geçirdiğim varlıklardan, teşekkürler ki, yalnız bırakmaz beni, aoe fanı. fazla yazmayıp diğer güne geçiyorum, anlatılmaz yaşanır masuda. (:

gece durgunuyuz, evet, bu doğru. kurduk fikirlerimizi öğle çıkmaya keyifistanbul için, çıktık da. beklediğimizden sıcak hava, söyleşi değil(söyleşiler hep sıcaktır bizde). pekâlâ hiçbirimiz adres almadı, fakat bulduk, arayan bulur, evet. ücretsiz mocha dream(böyle sanırım) içtik üçinbir tadında(seyyid katılmıyor), düştük beklemeden denize doğru; fena etki yaptı. peçete bir tane verdi vs, bu da var. neyse ki fazla sürmeden yürüdük, sıcak, mutlu adımlar toparladı beden ve fikirleri.
seyyid ayırdı yolları, biz de, etkileşim bitti.
teşekkürler efendim; masuda, seyyid.

Cumartesi, Nisan 12

durgun hiç


ellerim yok. birçok obje ve sunum ve daha. sevmediğim mutluluksuz yaşam, tutamıyorum, hiçbir şeyi, tutungaç veriyorlar, tutamıyorum. ellerim yok.
yüzüm yok. koşuyorlar, durmaksız koşuyorlar. neş'eli yürüyorlar, güneşleri var, gülüşleri, görümsemeleri de. güneşim yok, yürüyemiyorum da, görümseyemiyorum, algılayamıyorum da. yüzüm yok.
sesim yok. konuşuyorlar, hiçbirli konuşuyorlar, anlatıyorlar, anlıyorlar. konuşamıyorum. anlayamıyorum, anlatamıyorum. sesim yok.

soluksuz gecelerime,
buğulu sabahlarıma,
yorulmaksız koştuğum tınılara,
sonbahara,
nereden geldiğini bilmediğim, sevdiğim, anlamsızlıklarıma,
yağmura,
...
ve en çok da düşlerime...
ıraksadılar.

kabuksadılar anlamsızlar,
soyutlanmam gibi,
hiçsemem gibi.

Pazar, Nisan 6

Mutlu çocuk, ıslak adam


"-o çukur çatıya kaçtı.
-hangi?
-şurdaki, hani kesiyorlar ya hep balkona kaçınca.
-o çatıya, yandık alamayız."

koşarak ıslanmak, sobelemece ve kuka... hoş oyunlardı, eskidendi. pekâlâ 'ardım yok benim' fakat birkaç yaşanmışlık işte. ya da içtenlik, yaşam ilerleyen yıllarda zamanla uyuşmayınca içtenlik, huzur kalıyor çocukluk. kocaman huzurlar da, içtenlikler de var, fakat çok az. ben de yok en fazlasından. buz setlerinden uçmak şimdi bulut olmaktan daha hoştu belki. belki... iki eti pufa mutluluk satın alırdım çocukken, şimdi pahasını karşılayamıyorum hiçbir şeyle, pahalandı mı? yok. iki eti pufa yine mutluluk var fakat malzemeden çalınmış. neyse ki daha fazla hatırlayamıyorum, düşlemiyorum pek. yağmurda ıslanırdım, rüzgârda ıslanıyorum, yaşam ıslak büyüdü belki. ıslak yaşam, ıslak düş, ıslak fikir.

tınıların da payı var ıslanmakta, bu kesin.

Cuma, Nisan 4

Kardan adam


Boncuk hanım'ın isteğiyle.
Resim: Boncuk

Perşembe, Nisan 3

Yorgun, hoş, yok yorgun


Mutlu akşam sonrası az mutlu gece sonrası uyku sonrası uyanış pek hoş değil. Hoş değil. Bak yine yorgunum, kronikleşiyor sanırım ya da çevre değişkenleri sıkıyor. İkincisi daha. Düşünmeye yorgunum, yazmaya yorgunum, okumaya da(pek okumam), düşlemeye de(en fenası). Birkaç yol açıyorum, yürüyorum da, koşuyorum da sonra. Yok, hoş da, tınısız değil. Güne enfes tınılarla başlıyorum ki, hoş olsun. Çağlayanlar sokağı her sabah fikrimde olduğundan az mutlu, yok, olmuyor yine de, bilmiyorum. Birkaç yol o güne kalıyor, çevre değişkenleri güçlü, kesin. Neyse ki, yazdım ya, tınılar var. Geceyi seviyorum, evet.
Geceyi seviyorum, birebir kaldığım için tınılarla.
Ve birçok daha için.
Çılgın dünya. Tınılıyor.